
hanna hayatının belki de en dolu en güzel yazını onunla geçirir, sürekli 'kid' diye seslendiği micheal'la. . . sevgi ve uyum, beraberinde gelen bir sürü kitap micheal'ın sesinden dinlediği. . . kimi zaman homeros'tan odyssey, ya da d.h. lawrence'tan lady chatterley, bazense çizgi romanlar. . . ama hep onun sesinden. . . sonra yaz biter, uzaklaşırlar, araya savaş girer, derken hanna savaşta gardiyan olmasından dolayı suçlanır, ömür boyu hapistir cezası. . . yalnızdır, hem de çok, hücresi bomboştur, ona gelen bir mektup bile yoktur.
ve birgün micheal ona tekrar kitap okumaya karar verir. günlerce kasetlere okuduğu kitapların ses kaydını yollar ona, hanna belki de artık birçoğumuzun yitirdiği saflık ve heycanla dinlemeye başlar. yüzünde öyle bir şükran ifadesi vardır ki . . görüntüler peşpeşe gelir, önce micheal'ın müthiş bir istekle kasetlere kitap kaydı yapışı, ardından hanna'nın odada onu dinleyişi, her seferinde oda daha canlı, daha renklidir. . . ve pencere önündeki saksılarda çiçekler. . .
sadece o çiçekleri görmek bile ondaki değişimi, mutluluğu ve umudu anlamaya
yetti . . .
sevgiyi anlatmanın yolunun her zaman aynı olmadığını gördüm 'the reader' da. . .

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder