yolda yürürken bugün aklıma dedem geldi, peşine de bi çocukluk hatırası. . aslında hep yinelenen bişeydi, tek bi güne has bi anı değil. . hep bi yerlerde oynarken bi şekilde düşer dizlerimi kanatırdım, sonrasında gelen nazlı ve içli bi ağlama, canımın yandığının karşılığı gözyaşıydı çünkü. mutlaka birileri beni duymalıydı. . o anda yakınlarımda dedem varsa, hemen "yok bişey canım, bakayım neresi der?" sonrasında da 'e orda bişey yok ki' deyip beni güldürcek bişeyler bulurdu. o zamanlar hem güler hem kızardım ona canımın yanmasını geçiştiriyo diye, illa ki nazlanmalıydım o an. o 'yok bişey' dedikçe hakkaten de canımın acımadığını farkeder, dizimdeki kan gerçekliğini yitirirdi. bi kere düşmüştüm ve hakkaten mızmızlanmanın anlamı yoktu. yürüyüp gitmeliydim tekrar oyunuma. .
şimdi artık dedem demiyor bana yok bişey diye, artık zihnim -belki de bu oyunu sevdiğinden-diyo bunu içim acıdığında, 'ortalıkta mutsuz mutsuz dolanma hadi yok bişey' !
bi de dizlerdeki yaraların kabuğunu soymaktan zevk almak vardır ki o da başka bir yazıya. .
Mattias Adolfsson / Teckningsmuseet 2026
3 hafta önce


