25 Ekim 2009 Pazar

sound painting

gevende'yi ilk dinlediğimde aklımdan geçenlerle örtüşüyor bu 'sound painting' fikri..
tıpkı soyut bir resme baktığımda hissettiğim gibi dinlediğim sözlerin karşılığı olmasa da belli bir ritmi, etkisi, duygusu var.. ve kimsenin bilmediği anlamlara gelmesi onu sınırlandırmıyor özgürleştiriyor..
böylesine özgürce yapılmış bir müziği dinlemenin bende yarattığı keyif ayrı bir konu.. sonuçlarıysa bana ilham vermeleriyle ilgili..
uzun süre sonra elimi yeniden resme bulaştırdım..
kitap ayraçları serisi için böyle birşey çıktı..
mor çiçek yaprağı.. tül parçası.. suluboya..ben..gevende..

_ayracın arka tarafıysa başka bir hikaye konusu_

22 Ekim 2009 Perşembe

got the whole world in his hands...


şehre Abidin Dino resimleri geldi. sergi salonu dışında da kocaman ayaklı panolar var hayatını anlatan. bir pano tamamen "saman sarısı" şiirinden nazım hikmet'in..
hep laf arasında söylenen "bana mutluluğun resmini çizebilir misin?" dizesini şiirin içinde okumak..sonrasında da resimlerine bakmak ustanın..
el resimlerine bakarken kulağımdan nina simone'un seslenişi "he has got the whole world in his hands..." sadece tesadüf mü dersiniz..
yüzümde bir gülümseme gezdim tüm sergiyi..

"...sen mutluluğun resmini yapabilir misin abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı baliğinkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin abidin
1961 yazı ortalarında küba’nın resmini yapabilir misin
çok şükür çok şükür bu günü de gördüm ölsem de gam yemem
gayrinin resmini yapabilir misin üstat
yazık yazık
havana'da bu sabah doğmak varmışın resmini yapabilir misin
bir el gördüm havana’nın 150 kilometre doğusunda deniz
kıyısına yakın bir duvarın üstünde bir el gördüm
ferah bir türküydü duvar
el okşuyordu duvarı
el altı aylıktı okşuyordu boynunu anasının
on yedi yaşındaydı el ve mariya'nın memelerini okşuyordu
avlucu nasır nasırdı ve karayip denizi kokuyordu
yirmi yaşındaydı el ve okşuyordu boynunu altı aylık oğlunun
yirmi beş yasındaydı el ve okşamayı unutmuştu çoktan
otuz yasındaydı el ve havana’nın 150 kilometre doğusunda
deniz kıyısında bir duvarın üstünde gördüm onu
okşuyordu duvarı
sen el resimleri yaparsın abidin bizim ırgatların demircilerin ellerini
kübalı balıkçı nikolas'in da elini yap karakalem
kooperatiften aldığı pırıl pırıl evinin duvarında okşamaya
kavuşan ve okşamayı bir daha yitirmeyecek kübalı
balıkçı nikolas'in elini
kocaman bir el
deniz kaplumbağası bir el
ferah bir duvarı okşayabildiğine inanamayan bir el
artık butun sevinçlere inanan bir el
güneşli denizli kutsal bir el
fidel'in sözleri gibi
bereketli topraklarda şekerkamışı hızıyla fışkırıp yeşerip ballanan umutların eli
1961'de küba’da çok renkli çok serin ağaçlar gibi evler
ve çok rahat evler gibi ağaçlar diken ellerden biri
çelik dökmeğe hazırlanan ellerden biri
mitralyözü türküleştiren türküleri mitralyözleştiren el
yalansız hürriyetin eli
fidelin sıktığı el
ömrünun ilk kurşunkalemiyle ömrünun ilk kadına
hürriyet sözcüğünü yazan el
hürriyet sözcüğünü söylerken sulanıyor ağızları kübalıların
bal kutusu bir karpuzu kesiyorlarmış gibi
ve gözleri parlıyor erkeklerinin
ve kızlarının eziliyor içi dokununca dudakları hürriyet sözcüğüne
ve koca kişileri en tatlı anılarını çekip kuyudan yudum yudum içiyor
mutluluğun resmini yapabilir misin abidin
hürriyet sözcüğünun resmini ama yalansızının..." *

*nazım hikmet ran

17 Ekim 2009 Cumartesi

naif.sait.faik.balık.saksı.ben.



bundan sonra sanırım; bitane dori balık(mavi). bi tane begonya(kırmızı). bi de sait faik öyküleriyle naif naif bi hayat bekliyo beni..bi süre kimseye dokun(ul)madan yaşasam herkes daha az zarar görür gibi duruyo burdan bakınca..

sevdim ben bu öyküleri hem,son kuşlar güzeldi öykü kitabı olarak, yenilerinde sıra..

5 Ekim 2009 Pazartesi


tavırları her zaman fevri, aceleci; yüreğiyse beklenti dolu, sevgiye açtı.. "gülümseten sürprizler"i karşısındakinde önce düşündüren, sonra can sıkan ve en sonunda yarayı kanırtan bir acı etkisi yarattı.. ya da yaratmış-tı da onun böye olduğunun farkına varması yine zaman almıştı.. ne sanıyordu kendini bu parmak kız.. ne 'ol'muştu şimdiye kadar ve ne 'ol'abilirdi? olmadı! olamazdı! .. olmayacaktı da artık hiçbir şey.. herşey açık net.. sadece gözlerini gerçeğe açmasını bekliyor herkes..kapama gözlerini parmak kız; aç, yalnızca gerçeğe aç..
akmayı öğrenmeli dereler gibi denizlere,
belki de en güzeli böyle..
("küçük kara balık" gibi olsa da sonu, gitmeye kararlı bu balığı hangi güç durdurabilir okyanusu görmeden..)