27 Eylül 2009 Pazar

sessizlikte önce bir fısıltı duyuldu, uzun zaman olmuştu bu sessizlik bozulmayalı.. özlem aynı yakıcılığıyla sesi bekliyordu sessizlikte.. fısıltı bahane oldu.. ve belki de cesaret kaynağı.. 'fısıltı'ya karşılık cevap yolda.. sonunda ne olur nasıl olur bilinmez.. ama tek bi amacı vardır sevginin yüceliğini anımsatmak.. peki sorarım sizlere 'arkadaş'ımla birlikte
"ama kim anlatabilir bu parmak çocuğa
bir dostla bir sevgili arasındaki ayrıntıyı.."*
(devamı gelecek!)

*beyaz ölüm kuşları_a.z.özger

14 Eylül 2009 Pazartesi

Anka kuşu...

Zamanın birinde, tüm kuşların padişahı olan Anka Kuşu’nun, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşadığına ve her şeyi bildiğine inanılırmış. Tüm kuşlar zor durumlarda onun kendilerini kurtaracağını düşünür, ona tüm kalpleriyle inanırlarmış. Bir zaman gelmiş ve kuşlar dünyasında her şey ters gitmeye başlamış. Ancak Anka onlara görünmüyormuş. O görünmedikçe kuşlar önce onun varlığından kuşkulanmışlar sonra da yavaş yavaş ondan umudu kesmişler.
Uzak ülkeden gelen bir kuş sürüsü Anka’nın kanadından bir tüy bulduklarını söylemiş. Bunu duyan kuş topluluğu onun varlığına tekrar inanmaya başlamış. Hüdhüd(Hoopoe) kuşu tüm kuşları toplamış ve Anka’nın huzuruna gidip ondan yardım istemeyi uygun görmüş.
Anka'nın yuvası, çok uzaklarda olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak içinse yedi vadiyi aşmak gerekliymiş. Başlarında Hüdhüd kuşu, tüm kuşlar sürü halinde yola çıkmışlar. Hüdhüd ve diğer kuşların aşmaları gereken ilk vadi istek vadisiymiş. Bu vadinin başında Hüdhüd kuş sürüsüne seslenmiş;
“istekte kayboluncaya kadar, gündüzleri yemekten, geceleri uykudan kesilinceye kadar iste..”
İstek vadisini geçen kuşları bekleyen ikinci vadi aşk vadisiymiş. Bu vadiye geldiklerinde bülbül güle olan aşkını hatırlayıp devam edemeyeceğini söylemiş. Bunun üstüne Hüdhüd bülbüle seslenmiş;
“aşka dert ve gönül kanı gerek, aşkın hikâyesi bile müşkül olmalı”
Geri kalan kuşlarla yollarına devam etmişler ve çok zorlu olan aşk vadisi geçilmiş. Üçüncü vadi marifet vadisiymiş. Bu vadide Tavuskuşu tüylerinin güzelliğini bu yolda feda edemeyeceğini söylemiş. Bunun üzerine Hüdhüd Tavuskuşu’na seslenmiş:
“can yolcusu farklıdır, ten yolcusu farklı, asıl marifet deriyi değil içte olan sırrı görmekte”
Sayıları azalırken kuşları bekleyen dördüncü vadi istigna vadisiymiş . Bu vadiye geldiklerinde keklik mücevherlere olan bağlılığını bahane edip ayrılmış. Hüdhüd ‘keklik’e seslenmiş;
“gönlü doyan kişiye ne dava gerek, ne de mana”
Sıra gelmiş beşinci vadi olan tevhid vadisine. Buraya vardıklarında doğan göklerdeki mevkisini bahane edip geri dönmek istediğini açıklamış. Hüdhüd ‘doğan’a seslenmiş;
“her şey bir oldu mu ikilik kalmaz, burada benlik de ortadan kalkar senlik de”
Sayıları azalan kuşlar altıncı vadi olan hayret vadisine geldiklerinde çok yorgun düşmüşler. Puhu kuşu dışındakiler her şeye rağmen yola devam etmek için istekliymiş. Viranelerde aradığı zenginliği bahane eden Puhu kuşu’na Hüdhüd seslenmiş;
“ hayrete düşmüş yolcu bu makama varınca şaşkınlığa düşer, yolunu yitirir”
Yedinci ve son vadi olan yokluk vadisinde kuşların bir kısmı umudunu yitirip geri dönmüş, bir kısmı geçtiği yolların zorluğuna dayanamayıp can vermiş.
Kaf Dağı’na varan bir tek kuş varmış. Bu kuş orada rastladığı herkese Anka'yı sormuş, cevap alamamış. Geriye kalan kuş anlamış ki; kendi külleri üzerinden yeniden doğabilmek için kendini yok etmesi gerek. Tüm bu vadileri geçerek yanan, yokluğu bilen, küllerinden doğan bu kuş asıl Anka'nın kendisi olduğunu görmüş.
O an Anka için özgürlüğe uçma anıdır…


*istigna: gönül tokluğu, doygunluk
**tevhid: birlik,teklik
Kaynak:Mantık Al-Tayr
(alıntılar ve kuşların seçimi bana özgüdür)

13 Eylül 2009 Pazar

benden çıkma bana hediye : )


nasıl da heyecanla hazırlamıştım hepsini, farklı süreçler, farklı anlamlar barındırıyo her biri, ve işte evet yine yeniden 'biri'nin yüzünde oluşmasına neden olduğum gülücük bana geri döndü : )
benim hazırladığım bu süper üçlü, daha sonra onun fotoğrafıyla daha da güzel oldu..
sanırım ara sıra kendimi seviyorum .)

güzelliklerle karşısına çıktığım 'biri'nin hiç kaybolmaması dileğiyle...

11 Eylül 2009 Cuma

DÜŞÜŞ


hayatımda ondan 'önce' ve 'sonra' gibi bir milat oluşturmuş olduğum kişiye ithaf ettiğim film THE FALL ..
nasıl da anlam yüklü benim için ..
umutsuz, ölmeye meyilli bir insanı hayata bağlamaya çalışan 5yaşında bir masumiyet! ki daha fazlası 117 dakikaya sığdırılmış, her karakter üzerinde çok iyi düşünüldüğü, her sahne için nasıl da özenildiği çok açık.. o kadar fazla şey var ki içimde yoğunlaşan bu filmle ilgili, yazamıyorum bile.. ağlama gülümseme arası bişeyler..
gözümü kırpmadan izlediğim harika film!

Roy Walker: [to Alexandria] We're a strange pair, aren't we?

çalıntı fotoğraflar...

"...öğrenmiş olduğunuz ölçüde yaşamınıza egemensinizdir artık.
ölümünüz çalamayacağınız ilk fotoğrafınız olacaktır.

bir ömür boyu, göğsünüze asılı bir fotoğraf makinesi
gibi kullanmağı öğrendiğiniz, ilginç(yok yok, 'ilginç' de
değil, 'güzel' de değil, açık sözlü olmalı),gövdenizi
tepeden tırnağa ürperten, ürpertebilen birtakım birleşimleri
ossaat seçip donduran gözlerinizle çekip bencilce başka
kimsenin göremeyeceği sizin de eski bir kutuya atar gibi
üzerinde bir daha durmayacakmışcasına içinizin bir gözüne
atıp unuttuğunuz, yıllar sonra bir anda bulup çıkarabildiğiniz,
o günki gibi pırıl pırıl ama kimbilir ne kadar değişik
çalıntı fotoğraflar. . ." B. Karasu
Narla İncire Gazel